en devrik yazılarımı yürürken yazdım
ritmik adımlarım olmadı hiç
kalp atışlarıma özen dolu yaşadım
insanlarla aram iyi değil
zaten
ya ben insan olamadım
ya ben gibi onlar
kırmızı bir sokak lambası kadar yalnız
su gibi ıslak
çaresiz insanlar kadar çaresiz
çarşıdaki hesap eve uymadı bu sefer
bin insandan bir tanesi anlamadı
kararsız gibi
ağlamaklı gibi ellerim
sensiz gibi
yoksul gibi sözler
okul bahçesinde kalmış mutluluklar
eskiyi görmek gibi ayna
yalan dolu
nefret dolu
elektrikleri kesilmiş bir şehir gibi
ışıklar kapanmış gibi
en yakın noktasından
en uzağa
yalnız kaldığımızda gülümsemek gibi
dudaklarım kadar kuru;
kafeinden
biraz buruk gibi
soğuk kadar soğuk
yorgun kadar yorgun.
tekrar tekrar yazmak
aynı şeyleri farklıymış gibi
kimsesiz bir durak kadar fakir
kimseyi beklemek gibi
duygusallık gibi sanki
kalem
silgi gibi
böyle..
bi..
yutkunmak kadar..
hafif, yaprak gibi
ağaç kadar kök salmış
içinden çıkılamayan labirent gibi
sıkkınlık gibi...
--
Süleyman Sarı, su içmekten öldü. İçindeki kuruluğu susturmak için. Denizleri yuttu Süleyman Sarı. Öldü o. Daha gençti, kimine göre içine kapanıktı. Ziyadesiyle depresifti. Çok gülerdi, çok ağlardı daha çok geceleri. Gece üstüne gelirdi. Uyuyamazdı fazla. Uyuyakalırdı. Bir bebeği vardı, bezden. Kalp bulmak için ona çok uğraştı bir zaman. Bulamadı. O, kalbi bulamadan öldü. Kendi kalbini çıkarıp takmak istedi, paramparçaydı, bebeğin canı acırdı. Yapamadı. Bebeğin ağlamaklıydı gözleri, ince iplikten göğüs kafesi. Hep eksik yaşadı. Hep anlatmaya çalıştı, gerçekleri, kimse anlamadı.
--
Kimse inanmamış gibi
Ölmek gibi
Toprak gibi
Ve tavan kadar beyaz
Geceleri..
Siyah gibi..