Düşüncelerimi,
Kendi düşüncelerimden
Sıyıramıyorum.
Günaydın.
Bugün de akşam oluyor.
Sessiz yağan karlar var
Yalanlar fısıldarken kulaktan kulağa,
Ağlayan kadınlar.
Şiirler herkesten yalnız.
Siyah beyaz fotoğraflar.
Uzak değildik.
En fazla biraz açık,
Belki koyu.
Ruyalarımda uyku satılıyor.
Bu gece kendim için,
Uyuyorum.
Tanrı mutlu;
Hava soğuk.
14 Aralık 2013 Cumartesi
28 Ekim 2013 Pazartesi
İlk öykü.
Gece adım adım yürüyordu, usul usul yıldızlar.
Bir kadın sokak ortasında ölüyordu, bir bebek başka bir kadından doğuyor çığlık çığlığa.. Kadının öldüğü sokakta, bir adam fazla kaçırdığı içkisine sallanıyor, yürüyordu. Kadın sürünüyor, gece gündüze, sarhoş ölüme karışıyor ve uzaktan bir ambulans sesi polis arabasından, ölüm doğumdan sonra geliyordu. Güneş doğduğunda kadın yatıyordu, bebek yatıyordu, sarhoş yatıyordu. Kimi ölmüş, kimi sızmış, kimiyse hic habersiz..
Şinasi kendi halinde yasayan insanlardan biriydi. Bebeğini ve karısını ayni anda kaybetmiş ve o günden sonra yatağını, evini, sokaklari, dünyayı hiç ısıtamamıştı. Arada sirada icer , içtiğinde de kolay kolay toparlayamazdı. İçtiği gecelerden birinin sabahı olmalıydı, güneşin gücü ısıtmaya yetmiyordu. Bir kaç dakika daha uyumuş olsa donabilecegini düşündü. Gözlerini açtığında nasıl ve ne zaman geldiğini bilmediği bu sokakta buldu kendini. En son ne yaptigini ve şu an ne yapması gerektiğini hatirlamiyordu. Kafasını sağa sola çevirip gideceği yönü kestirmeye, ayni zamanda rutubetli duvardan destek alarak sızdığı yerden doğrulmaya calisiyordu. Ayağa kalktiginda kravatinin olmadigini farketti ve eliyle ceplerini yoklarken kravatin ceketin iç cebinde olduğunu ayrimsadi. Eski bir aliskanlikti takim elbise giymek Şinasi için. Sokaktan gecen insanlar takim elbiseli bir sarhoşu ilginç bulmuyor ve yollarına devam ediyorlardı. Şinasi saate bakmak istediğinde saatinin olmadigini fark etti, cuzdani da yoktu. İlk kez basina gelmiyordu boyle bir durum. Yürümeyi yeni öğrenen bebek korkakligiyla atti ilk adimlarini, başı agriyordu. Bir eczane bulup ilaç almak yerine kahve içmeyi bas agrisi için daha faydali görüyordu ama parasinin olmadigi agrili başının içinde dolaşıyordu.
"Ve Şinasi öykü yazarina emretti,
Ve yazar onun için.."
Adimlarini korkarak attigi için gözleri ayaklarini takip ediyordu. Kaldirim taslarinin arasına sıkışmış yirmi lirayi da bu sayede gördü ve 'teşekkürler' dedi boşluğa.
Gördüğü ilk taksiyi çevirip kahve parasini-son parasini- taksiciye vererek, taksicinin muhabbetine ortak olmadan eve vardı. Cuzdaninin ve saatinin olmadigi gibi anahtarininda olmadigini o sokakta ayrimsamisti.
'Kapiyi açmak için anahtara gerek yok' dedi ve omzuyla kapiya yüklendi. Eve girdiğinde soğuk bir hava karsiladi onu, süpermen hirkasini -ceketini- cikarip koltuğun üzerine firlatti. Evin her penceresini kendisini sinir etmek için yine kendisinin actigini biliyordu. Son pencereyi de kapattigi an telefon zirlamaya başladı. Kayitsiz adimlarin ardından ahizeyi kaldirdi.
'Süpermen burada yasamiyor'
'Şinasi, benim Selma.'
'Selma..' sesi kısıldı. Nefes almayi unuttu.
'Şinasi seni çok ozledim'
'Ama sen öldün Selma, ölmüstün.'
'Bu bir öykü , ilk öykü. Acemi işi. Kader değişebilir Şinasi.'
'Bebeğimiz, bebegimizde yasiyor mu?' düşünmek eyleminin adini dahi unutmuştu Şinasi ama odanin, evin, vucudunun , dünyanın isindigini ayrimsiyordu.
'Yasiyor, yasiyor Şinasi. Biz iyiyiz. Seni bekliyorum, rihtimdayim'
Şinasi cevap bile vermeden, ahizeyi düzgün bile kapatmadan koltuğun üzerinde katli duran süpermen hirkasini alip evden cikti.-hirkayi rastgele savurduğu halde katli buldugunun farkindaydi.- Evden cikip sokakla yüzleşti. Tüm insanlar gülümsüyordu. İlk gördüğü tekel bayiisine girdi, adam Şinasi'nin geleceğini biliyormus gibi sigarasini tezgahin uzerine hazirlamisti. Şinasi sigarayi yillar önce Selmanin isteğiyle birakmis ama dakikalar önce tekrar başlamaya karar vermişti. Sigarasini cuzdanindan cikardigi para ile ödedi.-cuzdaninin calindiginin farkindaydi- Yürüyerek, hizli adimlarla, koşarak rihtima doğru ilerliyor, dünya yikilsa beş dakika sürecek yol onun gözünde yillara meydan okuyordu. Rihtima az kala bir çember halinde toplanmis kalabaligi es geçip yoluna devam etti. Normal bir gün olsa, kayitsiz adim ve bakislarla kalabaligin arasına girer ve ne olup bittigini anlamaya calisirdi.
Adimlari tereddüde dusmus , korkuya bürünmüştü. Gözleri Selmayi ararken ambulans ve polis sirenlerini duymuyordu. Selma yoktu, bebeği yoktu.
Çember seklinde toplanmis kalabalık yavaş yavaş dagiliyor ve pek azı Şinasi'nin bulunduğu tarafa doğru yuruyordu. Pek az insandan ikisi birbiriyle konusuyor, biri ötekine anlatıyordu.
'Kimse anlamamis, kadin kucaginda bebekle yürürken birden yere yığılıp kalmis. Hem bebeği hem kendisi ölmüş.'
Şinasi'nin kan akisi durmus , gözleri sönmüş ve yere düşmüştü. Basi kalabaligin dagildigi yöne donuktu ve terini kurutmak istemeyen kalabalık bir çember oluşturdu etrafında.
Bir ambulans sesi, polis arabasinin hemen arkasından gidiyordu.
Ve...
... Bir bebek sesi ambulans sesini yirtiyordu.
Kalabalık vahliyor, Selma kalabaligi yirtarak Şinasi'ye koşuyordu.
Selma ölmemişti.
Bebeği yasiyordu.
Şinasi o gün, orada ölmedi.
Bir kadın sokak ortasında ölüyordu, bir bebek başka bir kadından doğuyor çığlık çığlığa.. Kadının öldüğü sokakta, bir adam fazla kaçırdığı içkisine sallanıyor, yürüyordu. Kadın sürünüyor, gece gündüze, sarhoş ölüme karışıyor ve uzaktan bir ambulans sesi polis arabasından, ölüm doğumdan sonra geliyordu. Güneş doğduğunda kadın yatıyordu, bebek yatıyordu, sarhoş yatıyordu. Kimi ölmüş, kimi sızmış, kimiyse hic habersiz..
Şinasi kendi halinde yasayan insanlardan biriydi. Bebeğini ve karısını ayni anda kaybetmiş ve o günden sonra yatağını, evini, sokaklari, dünyayı hiç ısıtamamıştı. Arada sirada icer , içtiğinde de kolay kolay toparlayamazdı. İçtiği gecelerden birinin sabahı olmalıydı, güneşin gücü ısıtmaya yetmiyordu. Bir kaç dakika daha uyumuş olsa donabilecegini düşündü. Gözlerini açtığında nasıl ve ne zaman geldiğini bilmediği bu sokakta buldu kendini. En son ne yaptigini ve şu an ne yapması gerektiğini hatirlamiyordu. Kafasını sağa sola çevirip gideceği yönü kestirmeye, ayni zamanda rutubetli duvardan destek alarak sızdığı yerden doğrulmaya calisiyordu. Ayağa kalktiginda kravatinin olmadigini farketti ve eliyle ceplerini yoklarken kravatin ceketin iç cebinde olduğunu ayrimsadi. Eski bir aliskanlikti takim elbise giymek Şinasi için. Sokaktan gecen insanlar takim elbiseli bir sarhoşu ilginç bulmuyor ve yollarına devam ediyorlardı. Şinasi saate bakmak istediğinde saatinin olmadigini fark etti, cuzdani da yoktu. İlk kez basina gelmiyordu boyle bir durum. Yürümeyi yeni öğrenen bebek korkakligiyla atti ilk adimlarini, başı agriyordu. Bir eczane bulup ilaç almak yerine kahve içmeyi bas agrisi için daha faydali görüyordu ama parasinin olmadigi agrili başının içinde dolaşıyordu.
"Ve Şinasi öykü yazarina emretti,
Ve yazar onun için.."
Adimlarini korkarak attigi için gözleri ayaklarini takip ediyordu. Kaldirim taslarinin arasına sıkışmış yirmi lirayi da bu sayede gördü ve 'teşekkürler' dedi boşluğa.
Gördüğü ilk taksiyi çevirip kahve parasini-son parasini- taksiciye vererek, taksicinin muhabbetine ortak olmadan eve vardı. Cuzdaninin ve saatinin olmadigi gibi anahtarininda olmadigini o sokakta ayrimsamisti.
'Kapiyi açmak için anahtara gerek yok' dedi ve omzuyla kapiya yüklendi. Eve girdiğinde soğuk bir hava karsiladi onu, süpermen hirkasini -ceketini- cikarip koltuğun üzerine firlatti. Evin her penceresini kendisini sinir etmek için yine kendisinin actigini biliyordu. Son pencereyi de kapattigi an telefon zirlamaya başladı. Kayitsiz adimlarin ardından ahizeyi kaldirdi.
'Süpermen burada yasamiyor'
'Şinasi, benim Selma.'
'Selma..' sesi kısıldı. Nefes almayi unuttu.
'Şinasi seni çok ozledim'
'Ama sen öldün Selma, ölmüstün.'
'Bu bir öykü , ilk öykü. Acemi işi. Kader değişebilir Şinasi.'
'Bebeğimiz, bebegimizde yasiyor mu?' düşünmek eyleminin adini dahi unutmuştu Şinasi ama odanin, evin, vucudunun , dünyanın isindigini ayrimsiyordu.
'Yasiyor, yasiyor Şinasi. Biz iyiyiz. Seni bekliyorum, rihtimdayim'
Şinasi cevap bile vermeden, ahizeyi düzgün bile kapatmadan koltuğun üzerinde katli duran süpermen hirkasini alip evden cikti.-hirkayi rastgele savurduğu halde katli buldugunun farkindaydi.- Evden cikip sokakla yüzleşti. Tüm insanlar gülümsüyordu. İlk gördüğü tekel bayiisine girdi, adam Şinasi'nin geleceğini biliyormus gibi sigarasini tezgahin uzerine hazirlamisti. Şinasi sigarayi yillar önce Selmanin isteğiyle birakmis ama dakikalar önce tekrar başlamaya karar vermişti. Sigarasini cuzdanindan cikardigi para ile ödedi.-cuzdaninin calindiginin farkindaydi- Yürüyerek, hizli adimlarla, koşarak rihtima doğru ilerliyor, dünya yikilsa beş dakika sürecek yol onun gözünde yillara meydan okuyordu. Rihtima az kala bir çember halinde toplanmis kalabaligi es geçip yoluna devam etti. Normal bir gün olsa, kayitsiz adim ve bakislarla kalabaligin arasına girer ve ne olup bittigini anlamaya calisirdi.
Adimlari tereddüde dusmus , korkuya bürünmüştü. Gözleri Selmayi ararken ambulans ve polis sirenlerini duymuyordu. Selma yoktu, bebeği yoktu.
Çember seklinde toplanmis kalabalık yavaş yavaş dagiliyor ve pek azı Şinasi'nin bulunduğu tarafa doğru yuruyordu. Pek az insandan ikisi birbiriyle konusuyor, biri ötekine anlatıyordu.
'Kimse anlamamis, kadin kucaginda bebekle yürürken birden yere yığılıp kalmis. Hem bebeği hem kendisi ölmüş.'
Şinasi'nin kan akisi durmus , gözleri sönmüş ve yere düşmüştü. Basi kalabaligin dagildigi yöne donuktu ve terini kurutmak istemeyen kalabalık bir çember oluşturdu etrafında.
Bir ambulans sesi, polis arabasinin hemen arkasından gidiyordu.
Ve...
... Bir bebek sesi ambulans sesini yirtiyordu.
Kalabalık vahliyor, Selma kalabaligi yirtarak Şinasi'ye koşuyordu.
Selma ölmemişti.
Bebeği yasiyordu.
Şinasi o gün, orada ölmedi.
1 Eylül 2013 Pazar
Yanlızlık çok yanlış.
İnsanları ayıran bölümler, insanları birbirinden ayırıyor.
Merhaba sayın okur
karşınızdayız.
Biz, bir kitabın ayrı sayfalarında kendine yer bulmuş birer kelimeden öte değiliz.
Bu bahsi geçen kitabı biz yazmadık, biz bulmadık, okumadık.
Hatta sen hangi sayfada kayboldun onu dahi bilmiyoruz.
Eğer buradaysan bizi buldun.
Kendi derinliklerinde kitapları yakan bir ütopyada yanan bir kitabın kahramanı olmayı kim ister?
Biz istemeyiz, sen de.
Kitapları yaksalar, alev topu kitaplardan bir kaçını okumaya çalışırız.
Başlıyoruz, tekrar hoş geldiniz.
Şimdi sonsuzluğa gitmek ister misiniz?
Kitabın arka yüzünü çevirin ve parmak izinizi bırakın.
İşte.
Artık sonsuzsunuz.
Ve altına da imza atın.
'Bir gün ben de öleceğim, tıpkı senin gibi ey okur'
Sonsuz demişken..
Sonsuzu tarif etmek zor mudur?
Ben bir şeyi istiyor ve ona ulaşamıyorsam, aramızdaki mesafe sonsuzdur.
Siz sayın okur, bizden sonsuza bir bilet kazandınız.
Şimdi..
Gelin.
Sizi sırtımızda taşıyacağız. Ne de olsa siz yoksunuz.
Yoksunuz..
Doğru anladınız.
Yıllardır aynada gördüğünüzü kendiniz sanıyorken gerçekte yoksunuz.
Ayna yok
Siz yoksunuz efendim, şurada iki laf çeviriyoruz, kabul ediverin.
Size bir sır.
Aslında biz varız.
Sizden uzakta ama size çok yakın.
Hep içinizdeyiz, melek ve şeytan.
Sol tarafın ağır basıyorsa yanlış yoldasınız demektir.
Hangimiz doğru yoldayız ki?
Ya da hangimiz yola çıkabilecek kadar cesaretli?
Hangimiz hayallerine karada kulaç atacak kadar çılgın,
havada yürüyecek kadar deli?
Ben uçmuştum geçenlerde.
Nereye olduğuna takılmayın.
Mühim olan sadet değil mi?
Saadet de olabilir.
Bilmiyorum.
Sizce?
Uçuyor olmak mı, nereye uçtuğumuz mu?
Uçmak..
Yerin dibine, katman katman.
Kaç katman vardı sahi, alta yada üste doğru ne farkeder?
Bir kitapta okumuştum,
insanlar uçamaz diyordu.
Ne garip, gaipten gelen sesler kadar garip.
Kitaplara inanarak, yalan söylemeye inanıyoruz velhasıl.
Hep burnumuz içeri kıvrılıyor
Vav gibi kıvrılıyoruz.
Elif olup..
..Doğrulsak ya?
Söylediği yalan bile dik olmalı insanın, başı dik, aklı hür.
Dik kafalıyız biz, ne derler bilirsiniz,
puslu sokakların atarlı çocukları.
Konu açılmışken
Cenin mi daha rahattır halinden,
Sıcak yaz gününü morgda serinleyerek geçiren ölü bir beden mi?
Hep sorduğunuz soruları toparlayıp yazın,
kendinize.
Hep sorduğumuz soruların cevaplarını bildiğinizi ve cevaplardan kaçtığınızı farkedin.
Saçmalayın.
Kaçmak kovalamak anlamına gelmiyor artık.
Kaçmak, kamk anlamına geliyor.
Yalnız..
Yanlızlık çok yanlış.
Bilin.
Aklıma bir şey takıldı.
Beyin kıvrımlarımın arasına.
Benim aklım orada,
elimde kürdan olsa çıkarırdım.
Çıkaracak olsam söylemezdim, söyleseydim..
..yalan söylerdim.
İki kelimemden biri yalan,
ama insanlar bana inanıyor.
Kendimi kapotak gibi hissediyorum.
Tanrım Kaan Çaydamlı'ya sıhhatli ömürler versin.
Şu sıralar, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlarına tutunarak
ve
her hangi bir çölün(gerçekten hangisi olduğu fark etmez) sıcak kumlarında tatil yapmak için yarışan
kar tanelerinden yine her hangi birinin ahmaklığıyla eş değer yaşıyorum.
Ya siz?
Lanet olası siz?
Okumuyorsunuz bile.
Siz yaşamıyorsunuz sayın sevgili okur..
Sayın sevgili okur, yaşamıyor olmanız sadece ve sadece yaşamıyor olduğunuz anlamına gelir.
Başka anlamlarda kaybolmayın.
Bir adamda kaybolun, bir kadında.
Yok olun, yeniden var olun.
Siz zaten yoksunuz ki?
Saçmalıyorum.
Siz yoksunuz, yokluğunuz ile var oluyoruz.
Tütün kolonyası ile parlattığımız saçlarımız,
muhabbet kuşundan muhabbet olmamız,
hayatın tam ortasında şişko bir adamla aynı koltuğu paylaşmamız bizi var eder.
Biz varız.
Yarın kadar...
Biz varız ve size kötülük ediyoruz.
Fark eder mi?
Eder elbette.
Hiçlik, bir bilinç gerektirir.
Bayım, siz neden yoktunuz?
Ya da bayan, eminim ki karşılaşmamış olmamızdan ötürü öpüşmedik.
Her hikayenin kahramanı var.
Bu bir hikaye değil.
Ama bizim kahramanlarımız sizlersiniz.
Bir kahraman neler yapar?
İyi dinleyin, sıralanan maddeler bittiğinde, çocuklarınızı pistten derhal çekin.
1- Kahve için.
2- Kıçınıza tekme atın.
3- 2.maddeyi başaramayacağınızı unutmayın ama çevredekilere çaktırmayın.
4- İlk maddenin artıklarını toplayın.
5- Müzik dendiğinde Neşet Babayı saygıyla anın.
6- 5.maddedeki engin insanı tanımıyorsanız, kendinizden utanın.
7- Şiir dendiğinde 'Göğe Bakın'
Şimdi sayın okur, her alışkanlığını unut.
Alışkanlıklar unutulur.
Kelime oyunlarından haz etmediğim ise tamamen Sadri Alışık uydurması...
Sağlıcakla....
---
Bu yazıyı yazarken yanımda bulunan, bana ortak olan ve bu yazının %99 hisse ile sahibi olan değerli insan;
Elif Teksoy'a sonsuz teşekkürler..
Kısa bir anlatım ile;
Konuk yazar: Elif Teksoy
http://kaybedenlerkulububurasi.blogspot.com/
Merhaba sayın okur
karşınızdayız.
Biz, bir kitabın ayrı sayfalarında kendine yer bulmuş birer kelimeden öte değiliz.
Bu bahsi geçen kitabı biz yazmadık, biz bulmadık, okumadık.
Hatta sen hangi sayfada kayboldun onu dahi bilmiyoruz.
Eğer buradaysan bizi buldun.
Kendi derinliklerinde kitapları yakan bir ütopyada yanan bir kitabın kahramanı olmayı kim ister?
Biz istemeyiz, sen de.
Kitapları yaksalar, alev topu kitaplardan bir kaçını okumaya çalışırız.
Başlıyoruz, tekrar hoş geldiniz.
Şimdi sonsuzluğa gitmek ister misiniz?
Kitabın arka yüzünü çevirin ve parmak izinizi bırakın.
İşte.
Artık sonsuzsunuz.
Ve altına da imza atın.
'Bir gün ben de öleceğim, tıpkı senin gibi ey okur'
Sonsuz demişken..
Sonsuzu tarif etmek zor mudur?
Ben bir şeyi istiyor ve ona ulaşamıyorsam, aramızdaki mesafe sonsuzdur.
Siz sayın okur, bizden sonsuza bir bilet kazandınız.
Şimdi..
Gelin.
Sizi sırtımızda taşıyacağız. Ne de olsa siz yoksunuz.
Yoksunuz..
Doğru anladınız.
Yıllardır aynada gördüğünüzü kendiniz sanıyorken gerçekte yoksunuz.
Ayna yok
Siz yoksunuz efendim, şurada iki laf çeviriyoruz, kabul ediverin.
Size bir sır.
Aslında biz varız.
Sizden uzakta ama size çok yakın.
Hep içinizdeyiz, melek ve şeytan.
Sol tarafın ağır basıyorsa yanlış yoldasınız demektir.
Hangimiz doğru yoldayız ki?
Ya da hangimiz yola çıkabilecek kadar cesaretli?
Hangimiz hayallerine karada kulaç atacak kadar çılgın,
havada yürüyecek kadar deli?
Ben uçmuştum geçenlerde.
Nereye olduğuna takılmayın.
Mühim olan sadet değil mi?
Saadet de olabilir.
Bilmiyorum.
Sizce?
Uçuyor olmak mı, nereye uçtuğumuz mu?
Uçmak..
Yerin dibine, katman katman.
Kaç katman vardı sahi, alta yada üste doğru ne farkeder?
Bir kitapta okumuştum,
insanlar uçamaz diyordu.
Ne garip, gaipten gelen sesler kadar garip.
Kitaplara inanarak, yalan söylemeye inanıyoruz velhasıl.
Hep burnumuz içeri kıvrılıyor
Vav gibi kıvrılıyoruz.
Elif olup..
..Doğrulsak ya?
Söylediği yalan bile dik olmalı insanın, başı dik, aklı hür.
Dik kafalıyız biz, ne derler bilirsiniz,
puslu sokakların atarlı çocukları.
Konu açılmışken
Cenin mi daha rahattır halinden,
Sıcak yaz gününü morgda serinleyerek geçiren ölü bir beden mi?
Hep sorduğunuz soruları toparlayıp yazın,
kendinize.
Hep sorduğumuz soruların cevaplarını bildiğinizi ve cevaplardan kaçtığınızı farkedin.
Saçmalayın.
Kaçmak kovalamak anlamına gelmiyor artık.
Kaçmak, kamk anlamına geliyor.
Yalnız..
Yanlızlık çok yanlış.
Bilin.
Aklıma bir şey takıldı.
Beyin kıvrımlarımın arasına.
Benim aklım orada,
elimde kürdan olsa çıkarırdım.
Çıkaracak olsam söylemezdim, söyleseydim..
..yalan söylerdim.
İki kelimemden biri yalan,
ama insanlar bana inanıyor.
Kendimi kapotak gibi hissediyorum.
Tanrım Kaan Çaydamlı'ya sıhhatli ömürler versin.
Şu sıralar, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlarına tutunarak
ve
her hangi bir çölün(gerçekten hangisi olduğu fark etmez) sıcak kumlarında tatil yapmak için yarışan
kar tanelerinden yine her hangi birinin ahmaklığıyla eş değer yaşıyorum.
Ya siz?
Lanet olası siz?
Okumuyorsunuz bile.
Siz yaşamıyorsunuz sayın sevgili okur..
Sayın sevgili okur, yaşamıyor olmanız sadece ve sadece yaşamıyor olduğunuz anlamına gelir.
Başka anlamlarda kaybolmayın.
Bir adamda kaybolun, bir kadında.
Yok olun, yeniden var olun.
Siz zaten yoksunuz ki?
Saçmalıyorum.
Siz yoksunuz, yokluğunuz ile var oluyoruz.
Tütün kolonyası ile parlattığımız saçlarımız,
muhabbet kuşundan muhabbet olmamız,
hayatın tam ortasında şişko bir adamla aynı koltuğu paylaşmamız bizi var eder.
Biz varız.
Yarın kadar...
Biz varız ve size kötülük ediyoruz.
Fark eder mi?
Eder elbette.
Hiçlik, bir bilinç gerektirir.
Bayım, siz neden yoktunuz?
Ya da bayan, eminim ki karşılaşmamış olmamızdan ötürü öpüşmedik.
Her hikayenin kahramanı var.
Bu bir hikaye değil.
Ama bizim kahramanlarımız sizlersiniz.
Bir kahraman neler yapar?
İyi dinleyin, sıralanan maddeler bittiğinde, çocuklarınızı pistten derhal çekin.
1- Kahve için.
2- Kıçınıza tekme atın.
3- 2.maddeyi başaramayacağınızı unutmayın ama çevredekilere çaktırmayın.
4- İlk maddenin artıklarını toplayın.
5- Müzik dendiğinde Neşet Babayı saygıyla anın.
6- 5.maddedeki engin insanı tanımıyorsanız, kendinizden utanın.
7- Şiir dendiğinde 'Göğe Bakın'
Şimdi sayın okur, her alışkanlığını unut.
Alışkanlıklar unutulur.
Kelime oyunlarından haz etmediğim ise tamamen Sadri Alışık uydurması...
Sağlıcakla....
---
Bu yazıyı yazarken yanımda bulunan, bana ortak olan ve bu yazının %99 hisse ile sahibi olan değerli insan;
Elif Teksoy'a sonsuz teşekkürler..
Kısa bir anlatım ile;
Konuk yazar: Elif Teksoy
http://kaybedenlerkulububurasi.blogspot.com/
12 Temmuz 2013 Cuma
Kimse.
iyi olmaya çalışan çocuklardık
iyiydik biz, bizken.
yalan karışmamışken doğrularımıza.
insan olmayı denedik birçok kez.
tıpkı siz gibi.
ayrımcılığa ne gerek, ha siz ha biz.
uykumuzdan ödün vererek yaşamadık mı
hayallerimiz vardı bizim, iyi çocuklardık.
bir yerde bir yanlış.
gerisi yalan, palavra.
bazı insanlar yer etti bilinçaltımıza
enkazın altında kaldık.
herkesin gidişini
birer birer gözler önünde
beyaz bir perde.
baksana bir, iki, üç..
nasılsın
iyi misin?
iyi ol, iyi çocuklarız hepimiz.
en doğrusu yalanların.
kırmızı kar
yaz yağmuru
kumanda pili
saat gece
gündüzler gece
gündüzler nasıl karanlık bilmiyorsun
geceler çok koyu.
bir yerlerde bir sustuk.
konuşturamadı sonra kimse.
ne savaşlar verdik benliğimize
kim vardı yanımızda
kimse.
neşet babanın sazıyla büyüdük.
yaşadık.
dünyanın yalanını anladık
her kimse
her neyse.
hayde bre.
#np Neşet Ertaş - Ahirim Sensin
iyiydik biz, bizken.
yalan karışmamışken doğrularımıza.
insan olmayı denedik birçok kez.
tıpkı siz gibi.
ayrımcılığa ne gerek, ha siz ha biz.
uykumuzdan ödün vererek yaşamadık mı
hayallerimiz vardı bizim, iyi çocuklardık.
bir yerde bir yanlış.
gerisi yalan, palavra.
bazı insanlar yer etti bilinçaltımıza
enkazın altında kaldık.
herkesin gidişini
birer birer gözler önünde
beyaz bir perde.
baksana bir, iki, üç..
nasılsın
iyi misin?
iyi ol, iyi çocuklarız hepimiz.
en doğrusu yalanların.
kırmızı kar
yaz yağmuru
kumanda pili
saat gece
gündüzler gece
gündüzler nasıl karanlık bilmiyorsun
geceler çok koyu.
bir yerlerde bir sustuk.
konuşturamadı sonra kimse.
ne savaşlar verdik benliğimize
kim vardı yanımızda
kimse.
neşet babanın sazıyla büyüdük.
yaşadık.
dünyanın yalanını anladık
her kimse
her neyse.
hayde bre.
#np Neşet Ertaş - Ahirim Sensin
21 Mayıs 2013 Salı
Renna.
Geçmişi temize çekmek canını acıtır, kirli olduğu kadar temiz bazı insanlar. Ve bazılarının içinde sıkışmış bir yerde insan var.
Alışkanlıklarından vazgeçmeyi alışkanlık haline getirme. Sakıncalı fazlasıyla, her şey en az sen kadar sakıncalıydı bana. Kahvenin kafeini kaçtığında bir halta yaramıyor. Güneş doğduktan sonra karanlığa aşkını ilan etsen kaç yazar hem. İnsanlar bir gün bir insanla karşılaştığında utanıp yüzlerinin kızardığını görmek için aynaya ihtiyaç duyacaklar mı ? Sen bilmiyorsun bunun cevabını, ben de. Hah ha, ortak yönlerimiz olması sence de güzel değil mi ? Bence de. Vurduğunda patlamazsa sıkıntıya kalırız. Kitap okurken uyuyakalıyorsan seni suçlarım Renna, yazarı değil. Yazarı suçlamak şirk koşmak, ha şa. Hepimiz aynı kitabı okumaktayız ve hemen herkes 'en az herkes' uyuyakalıyor. Gülüşlerini merak ediyorum, kaç günde bir ağlıyorsun ? Günde kaç nikotin ateşliyorsun yoksulluktan yosun tutmuş deniz kenarı kayalara. Bugün yine yalnızlıktan yakın, yakınarak yaşadım Renna. Peki sen ? Senden haber alamadım. Yalanları aydınlatan geceler var. Nasıl oluyor o. Bilmiyorum. Sevdiğim şeyler bitiyor, ya da bitmeye çok yakın her şey.
Bir o kadar soğukkanlu katil gibi, mutsuz çocuk. Kimsesiz. Bitmiş kitapların hüznü dudak tiryakiliği. Kırık dökük, ağlamaklı çocuk. Dünde kalmış yığın dolusu. Yaşamayı öğretemedi kimse tonla gerekçesi varken çocuğa. Konuşmak, usul usul terk eden rüzgar gibi yürümek. Çocuk. Diğer insanlar. Gözünün önünde bir türlü kovamadığı siyah, hareket eden tanecikler. Renna, nerdesin ihtiyacı var çocuğun, nereye saklandın, oralarda bir yerlerdesin. Artık gel, çocuk bir katil gibi. Artık gel, çocuk aciz. Geceler anlatılanlar gibi değil, kabuslar olduğundan da korkunç. Gel Renna, gel. Çocuk soğuk bir gecede ağlamaklı, diz çökmüş bir yere. Bir deliye taş çıkarır, taş atıp kaçmaz. Çocuk yaşamayı bilmiyor, Renna. Söyle, nerdesin, hangi şehrin griliği, söyle, çocuk sana gelsin. Çocuk koşamaz, bilmez. Düğüm düğüm cümleler. Renna, Tanrının kızı olabilecek kadar güzeldin...
Alışkanlıklarından vazgeçmeyi alışkanlık haline getirme. Sakıncalı fazlasıyla, her şey en az sen kadar sakıncalıydı bana. Kahvenin kafeini kaçtığında bir halta yaramıyor. Güneş doğduktan sonra karanlığa aşkını ilan etsen kaç yazar hem. İnsanlar bir gün bir insanla karşılaştığında utanıp yüzlerinin kızardığını görmek için aynaya ihtiyaç duyacaklar mı ? Sen bilmiyorsun bunun cevabını, ben de. Hah ha, ortak yönlerimiz olması sence de güzel değil mi ? Bence de. Vurduğunda patlamazsa sıkıntıya kalırız. Kitap okurken uyuyakalıyorsan seni suçlarım Renna, yazarı değil. Yazarı suçlamak şirk koşmak, ha şa. Hepimiz aynı kitabı okumaktayız ve hemen herkes 'en az herkes' uyuyakalıyor. Gülüşlerini merak ediyorum, kaç günde bir ağlıyorsun ? Günde kaç nikotin ateşliyorsun yoksulluktan yosun tutmuş deniz kenarı kayalara. Bugün yine yalnızlıktan yakın, yakınarak yaşadım Renna. Peki sen ? Senden haber alamadım. Yalanları aydınlatan geceler var. Nasıl oluyor o. Bilmiyorum. Sevdiğim şeyler bitiyor, ya da bitmeye çok yakın her şey.
Bir o kadar soğukkanlu katil gibi, mutsuz çocuk. Kimsesiz. Bitmiş kitapların hüznü dudak tiryakiliği. Kırık dökük, ağlamaklı çocuk. Dünde kalmış yığın dolusu. Yaşamayı öğretemedi kimse tonla gerekçesi varken çocuğa. Konuşmak, usul usul terk eden rüzgar gibi yürümek. Çocuk. Diğer insanlar. Gözünün önünde bir türlü kovamadığı siyah, hareket eden tanecikler. Renna, nerdesin ihtiyacı var çocuğun, nereye saklandın, oralarda bir yerlerdesin. Artık gel, çocuk bir katil gibi. Artık gel, çocuk aciz. Geceler anlatılanlar gibi değil, kabuslar olduğundan da korkunç. Gel Renna, gel. Çocuk soğuk bir gecede ağlamaklı, diz çökmüş bir yere. Bir deliye taş çıkarır, taş atıp kaçmaz. Çocuk yaşamayı bilmiyor, Renna. Söyle, nerdesin, hangi şehrin griliği, söyle, çocuk sana gelsin. Çocuk koşamaz, bilmez. Düğüm düğüm cümleler. Renna, Tanrının kızı olabilecek kadar güzeldin...
8 Nisan 2013 Pazartesi
geçmiş üzerine
Hayatla arayı ve kafayı bozmuştum. O konuşurken ben dinlemiyordum, ben konuşurken o susmuyordu. Başkalarına güzeldi sanıyorum. Olmaması, yaşanmaması gereken her ne varsa hepsinin olduğu ve yaşandığı zamanlarda, hayatta elini ayağını çekmişti üzerimden. Her kıtası aynı dizelerden oluşmuş bir şiir gibiydi. Tam olarak bir meleğe kanat satmak gibi, az kullanılmış, temiz.
Ne kıs tam anlamıyla görevini yerine getirebilmişti o yıl, ne ilkbahar, yaz gelebilmişti. Yaptığımız kardan toplar hedefe ulaşamadan eriyordu. Sokak kavgalarının soğuk savaş dönemine denk geliyordu bazı parçalar. Medeniyet anlayışım yeni yeni şekilleniyordu. Yalanı reddediyorum o zamanlar. Yalnızlığın herkese göstermediği yüzü kucaklıyor beni, hatırlıyorum. Kadınlardan öğreniyorum yalanı.
Uzun uzadı yolculuklara çıkıyordum her gün. Sıkıldıkça vosvos saydığım günlerdi, camın ardından selamlaşabiliyorduk ayaküstü. Yüzlerce şarkının arasından sadece altı yedi tanesini dinliyordum hep, aynı cümleleri kuruyordum.
Çamura yahut bataklığa saplanmış gibi hissediyordum o günlerde kendimi. En sade, en düz, en yalın haliyle kötüydüm. Hatırlıyorum. Kahramanım yazarın kendisiydi. İçinden çıkılmayan bir labirentin içinde bilmeden dolaşıyordum. Geçmiş zamanlı cümleleri kullanmaya başladığım günlerdi.
1 Nisan 2013 Pazartesi
çamurlu günler
Çamurun orta yerinde oynayan bir çocuğun giysilerini temiz tutmaya çalışması gibi annesinden korkarak. Vazgeçmeden lakin oyun oynamaktan çocuk olanın ona verdiği hakkı sonuna kadar kullanarak.
Kirlenmemek bir o kadar imkansızlar içindeyken ağızlarındaki nikotinin köşebaşı küfürlere varan yetkisi ile yürümek. Öldüğünde sevişeceğini bildiği soğuğun odağında, yarım dolu hayalleri bir bir kafasına sıkarken, üşüdüğünü hissetmeyen bir hayat.
Yolda kalmış, gecenin herhangi bir saatine denk gelmiş sayısız yalnızlığın içerisinde kendisine ait olanı aramaktan gözleri yorulmuş bir kaç parça yazar olabilmek. Herhangi bir noktasından virgülüne bir ruha dokunabilmek. Ağlamaklı, acıklı. Etrafında gördüğü duyguyu herhangi bir şeye tekrar tekrar özen dolu susabilmek.
Yapabilmek diktatör duygularla belki duygusuzca yapabilmek. Önemli, faşist bir tutum ile belki. Muhafazakar davranışlarla öpüşürken, kaynamış suyu kahve ile karıştırıp, kendini diğerlerine karşı savunabilmek için savaşmak medenice.
İnanmamak, güvenmemek, savaşı baştan başa kaybetmek için.
Kirlenmemek bir o kadar imkansızlar içindeyken ağızlarındaki nikotinin köşebaşı küfürlere varan yetkisi ile yürümek. Öldüğünde sevişeceğini bildiği soğuğun odağında, yarım dolu hayalleri bir bir kafasına sıkarken, üşüdüğünü hissetmeyen bir hayat.
Yolda kalmış, gecenin herhangi bir saatine denk gelmiş sayısız yalnızlığın içerisinde kendisine ait olanı aramaktan gözleri yorulmuş bir kaç parça yazar olabilmek. Herhangi bir noktasından virgülüne bir ruha dokunabilmek. Ağlamaklı, acıklı. Etrafında gördüğü duyguyu herhangi bir şeye tekrar tekrar özen dolu susabilmek.
Yapabilmek diktatör duygularla belki duygusuzca yapabilmek. Önemli, faşist bir tutum ile belki. Muhafazakar davranışlarla öpüşürken, kaynamış suyu kahve ile karıştırıp, kendini diğerlerine karşı savunabilmek için savaşmak medenice.
İnanmamak, güvenmemek, savaşı baştan başa kaybetmek için.
27 Mart 2013 Çarşamba
geceleri siyah gibi.
en devrik yazılarımı yürürken yazdım
ritmik adımlarım olmadı hiç
kalp atışlarıma özen dolu yaşadım
insanlarla aram iyi değil
zaten
ya ben insan olamadım
ya ben gibi onlar
kırmızı bir sokak lambası kadar yalnız
su gibi ıslak
çaresiz insanlar kadar çaresiz
çarşıdaki hesap eve uymadı bu sefer
bin insandan bir tanesi anlamadı
kararsız gibi
ağlamaklı gibi ellerim
sensiz gibi
yoksul gibi sözler
okul bahçesinde kalmış mutluluklar
eskiyi görmek gibi ayna
yalan dolu
nefret dolu
elektrikleri kesilmiş bir şehir gibi
ışıklar kapanmış gibi
en yakın noktasından
en uzağa
yalnız kaldığımızda gülümsemek gibi
dudaklarım kadar kuru;
kafeinden
biraz buruk gibi
soğuk kadar soğuk
yorgun kadar yorgun.
tekrar tekrar yazmak
aynı şeyleri farklıymış gibi
kimsesiz bir durak kadar fakir
kimseyi beklemek gibi
duygusallık gibi sanki
kalem
silgi gibi
böyle..
bi..
yutkunmak kadar..
hafif, yaprak gibi
ağaç kadar kök salmış
içinden çıkılamayan labirent gibi
sıkkınlık gibi...
--
Süleyman Sarı, su içmekten öldü. İçindeki kuruluğu susturmak için. Denizleri yuttu Süleyman Sarı. Öldü o. Daha gençti, kimine göre içine kapanıktı. Ziyadesiyle depresifti. Çok gülerdi, çok ağlardı daha çok geceleri. Gece üstüne gelirdi. Uyuyamazdı fazla. Uyuyakalırdı. Bir bebeği vardı, bezden. Kalp bulmak için ona çok uğraştı bir zaman. Bulamadı. O, kalbi bulamadan öldü. Kendi kalbini çıkarıp takmak istedi, paramparçaydı, bebeğin canı acırdı. Yapamadı. Bebeğin ağlamaklıydı gözleri, ince iplikten göğüs kafesi. Hep eksik yaşadı. Hep anlatmaya çalıştı, gerçekleri, kimse anlamadı.
--
Kimse inanmamış gibi
Ölmek gibi
Toprak gibi
Ve tavan kadar beyaz
Geceleri..
Siyah gibi..
ritmik adımlarım olmadı hiç
kalp atışlarıma özen dolu yaşadım
insanlarla aram iyi değil
zaten
ya ben insan olamadım
ya ben gibi onlar
kırmızı bir sokak lambası kadar yalnız
su gibi ıslak
çaresiz insanlar kadar çaresiz
çarşıdaki hesap eve uymadı bu sefer
bin insandan bir tanesi anlamadı
kararsız gibi
ağlamaklı gibi ellerim
sensiz gibi
yoksul gibi sözler
okul bahçesinde kalmış mutluluklar
eskiyi görmek gibi ayna
yalan dolu
nefret dolu
elektrikleri kesilmiş bir şehir gibi
ışıklar kapanmış gibi
en yakın noktasından
en uzağa
yalnız kaldığımızda gülümsemek gibi
dudaklarım kadar kuru;
kafeinden
biraz buruk gibi
soğuk kadar soğuk
yorgun kadar yorgun.
tekrar tekrar yazmak
aynı şeyleri farklıymış gibi
kimsesiz bir durak kadar fakir
kimseyi beklemek gibi
duygusallık gibi sanki
kalem
silgi gibi
böyle..
bi..
yutkunmak kadar..
hafif, yaprak gibi
ağaç kadar kök salmış
içinden çıkılamayan labirent gibi
sıkkınlık gibi...
--
Süleyman Sarı, su içmekten öldü. İçindeki kuruluğu susturmak için. Denizleri yuttu Süleyman Sarı. Öldü o. Daha gençti, kimine göre içine kapanıktı. Ziyadesiyle depresifti. Çok gülerdi, çok ağlardı daha çok geceleri. Gece üstüne gelirdi. Uyuyamazdı fazla. Uyuyakalırdı. Bir bebeği vardı, bezden. Kalp bulmak için ona çok uğraştı bir zaman. Bulamadı. O, kalbi bulamadan öldü. Kendi kalbini çıkarıp takmak istedi, paramparçaydı, bebeğin canı acırdı. Yapamadı. Bebeğin ağlamaklıydı gözleri, ince iplikten göğüs kafesi. Hep eksik yaşadı. Hep anlatmaya çalıştı, gerçekleri, kimse anlamadı.
--
Kimse inanmamış gibi
Ölmek gibi
Toprak gibi
Ve tavan kadar beyaz
Geceleri..
Siyah gibi..
4 Şubat 2013 Pazartesi
Çocuk.
Yolun ortasında ağlayan o küçük çocuğun sokağa sağlı sollu, ardışık ve monoton dizilmiş evlerin duvarlarını çınlatan çığlıklarını hatırlıyor musun?
Sokak maçlarında hep kalede, kavgalarda hep en arka safta duran o ufaklığı hatırlamadın mı?
tamam tamam.
Dört tekerlekli bisikletinin destek tekerleklerini gizli gizli söküp, düşe kalka, takla ata ata iki teker üstünde durmayı öğrenen o haylazı bilirsin ama.
Konu bunlar değil.
Sınırlı bir alan içerisinde sınırsız hayallere dalabiliyorum.
Bazen insanları anlamıyorum, anlamadığım için de hiç eksiklik hissetmiyorum.
Yazılarımda günlük kelimelerde öteye geçmiyor, her seferinde biraz daha devrik cümleler kuruyorum.
İçerik farksız hep.
İnsanlar birbirinin aynısı.
''Ankara için.''
Arabalar da..
Vosvos farklı..
'' Öne çıktım, 'göz yaşartıcı gaz sıkmanıza gerek yok' dedim. 'arkadaşlar zaten yeterince duygusal insanlar' - Erken Kaybedenler ''
Uzaklardan gelen bir melodi, birbirinin ardı ardına dizilmiş sokak lambaları.. diyerek başlamıştım yıllar önce bir yazıma. ben hatırlıyorum, sen hatırlamıyorsun.
Satır aralarına düşülen notlar vardı, böyle başlamıştı koca hikaye.
Soluksuz yazılan onlarca yazı.. ne heyecan ama.
Başarı denen hususa değinmek gerek.
B harfinin en tepesine çıkıp attım kendimi,
kollarına...
gözlerinle takip ettiğin bu yazının akışına..
zemedan.
Sokak maçlarında hep kalede, kavgalarda hep en arka safta duran o ufaklığı hatırlamadın mı?
tamam tamam.
Dört tekerlekli bisikletinin destek tekerleklerini gizli gizli söküp, düşe kalka, takla ata ata iki teker üstünde durmayı öğrenen o haylazı bilirsin ama.
Konu bunlar değil.
Sınırlı bir alan içerisinde sınırsız hayallere dalabiliyorum.
Bazen insanları anlamıyorum, anlamadığım için de hiç eksiklik hissetmiyorum.
Yazılarımda günlük kelimelerde öteye geçmiyor, her seferinde biraz daha devrik cümleler kuruyorum.
İçerik farksız hep.
İnsanlar birbirinin aynısı.
''Ankara için.''
Arabalar da..
Vosvos farklı..
'' Öne çıktım, 'göz yaşartıcı gaz sıkmanıza gerek yok' dedim. 'arkadaşlar zaten yeterince duygusal insanlar' - Erken Kaybedenler ''
Uzaklardan gelen bir melodi, birbirinin ardı ardına dizilmiş sokak lambaları.. diyerek başlamıştım yıllar önce bir yazıma. ben hatırlıyorum, sen hatırlamıyorsun.
Satır aralarına düşülen notlar vardı, böyle başlamıştı koca hikaye.
Soluksuz yazılan onlarca yazı.. ne heyecan ama.
Başarı denen hususa değinmek gerek.
B harfinin en tepesine çıkıp attım kendimi,
kollarına...
gözlerinle takip ettiğin bu yazının akışına..
zemedan.
İnsan.
bazen kötüdür hayat
ağırdır, kaldıramazsın.
kendi hayallerine kendi tekme basar insan
salaktır, ahmaktır ama insandır.
hayallerinin içinde nefessiz kalır bazen insan
ve bu yüzden hayalden öteye geçemez bazen;
suyun akışına kapılmış olaylar.
dedik ya; Ankara.
şimdi çok uzak,
masanın diğer ucundaki
kaleme dahi uzanmak.
uykusu vardır her daim insanın
yorgundur, yorgun doğmuştur.
yorgunluktan kurtulmak için uyur insan
bazen susabilmek için konuşur
yaşayabilmek için uyur.
klişe bir olayı anlatmak zordur
anlatmaya çabalamak.
sol ayağının
en solundaki parmaktan
beyninin sol tarafına kadar uzanan
hiçbir yerini hissetmez bazen insan.
çok acıdır, çaresi bulunamadı.
ve bu derde çare bulunduğu gün,
kaybedeceğiz;
insanlığımızı, duygularımızı.
havadaki oksijeni yakalayamayacağız
bu ağrı bittiğinde
üzerimizde bilmem kaç kürek toprak
ve iki damla yaş kalacak.
zemedan.
31 Ocak 2013 Perşembe
duygusal.
Evvela başlayalım
Önce otur düşün
Rakı masasında mı peynirsin
Züccaciye reyonunda mı?
-biliyorum, şarküteri olduğunu-
Şimdi yazıya giriyoruz
Az orta çok derecelerde saçmalayabiliyorum
Ve sen okuyosun.
(Duygusal)
Kendini bile sevememiş bir insan, başka bir insanı sevdi.
Ve dünya yeniden yaratıldı
Yalan bakışlı bir insan, kendini öldürdü bugün diğer insanlar adına.
Ve kadın gülümsedi
Düşünmeye başladı bir adam
Ve uyudu kadın
Uyudu adam.
-yolda yürürken aklıma geldi, sonra gitti.-
Farkettiniz mi? Neyi olursa. En azından bunu okuyabildiğinizi dahi farkettiyseniz, yaşıyorsunuz. Sakın, sakin olarak apartmanda sakin sakin oturan insanları...
-yazılarıma kısa demeyi bırak, gerçekten kısa-
Size bir şey..
Bazen canım çok yanıyor
Susuyorum
Keşke konuşabilsem
Şaka şaka karartma enseyi.
-bir maskem olsaydı, takmazdım-
Burda bitirip...
...Burda başlatıyoruz.
(Bir alıntı)
"Kırmızı bir sokağın köşesinden
Önce bedeni sonra ruhu geçmişti
Yağmur yağıyordu,
Saçları ıslak.
Kırmızı bir sokağın köşesinden
Karanlık elbisesiyle geçmişti
Utanç duydu gökyüzü.
Güldü, düşen usul kar tanesi.
Yıldızlar
Toz zerresi kadar.
Zemedan. "
Önce otur düşün
Rakı masasında mı peynirsin
Züccaciye reyonunda mı?
-biliyorum, şarküteri olduğunu-
Şimdi yazıya giriyoruz
Az orta çok derecelerde saçmalayabiliyorum
Ve sen okuyosun.
(Duygusal)
Kendini bile sevememiş bir insan, başka bir insanı sevdi.
Ve dünya yeniden yaratıldı
Yalan bakışlı bir insan, kendini öldürdü bugün diğer insanlar adına.
Ve kadın gülümsedi
Düşünmeye başladı bir adam
Ve uyudu kadın
Uyudu adam.
-yolda yürürken aklıma geldi, sonra gitti.-
Farkettiniz mi? Neyi olursa. En azından bunu okuyabildiğinizi dahi farkettiyseniz, yaşıyorsunuz. Sakın, sakin olarak apartmanda sakin sakin oturan insanları...
-yazılarıma kısa demeyi bırak, gerçekten kısa-
Size bir şey..
Bazen canım çok yanıyor
Susuyorum
Keşke konuşabilsem
Şaka şaka karartma enseyi.
-bir maskem olsaydı, takmazdım-
Burda bitirip...
...Burda başlatıyoruz.
(Bir alıntı)
"Kırmızı bir sokağın köşesinden
Önce bedeni sonra ruhu geçmişti
Yağmur yağıyordu,
Saçları ıslak.
Kırmızı bir sokağın köşesinden
Karanlık elbisesiyle geçmişti
Utanç duydu gökyüzü.
Güldü, düşen usul kar tanesi.
Yıldızlar
Toz zerresi kadar.
Zemedan. "
29 Ocak 2013 Salı
devrik.
parmağıma ip bağladım
unutmamak için
neyi unutmamam gerektiğini unutmamak için;
kalem aradım
buldum
yazmak için;
kağıt gerekli.
8.15 treni
gecikti.
unuttum
insanları
bakışları
dünyayı.
selam dünyalı
ben uzayın derinliklerinden gelmedim
gri bir şehre aşık olmam insanları tanımamla çakışır,
tarihin tozsuz raflarında.
özürler diliyorum argo kullandım
argo söyledim
yahut argo yazdım
bilhassa argo konuştum
devrikleşmekte bir topluma dil bilgisi kurallarını tanıyan bir devlet lideri duygusuyla; bir eser bırakmam.
düzene karşı gelenler düzenin içinde,
belki de göbeğinde olduğunu farkettiğinde,
dünya barışı sağlanacağı kanısındayım.
çeşitli duygularım var, ruhsatlı
ne yazık ki kullanma değil, taşıma
senden, sizden nefret ediyor olabilirim
ancak
medeniyete inanıyorum.
mesela.
soğuk olsa, rüzgar olmasa
soğuk olsa, yağmur yağmasa
yaşasak ama ölmesek.
başka?!
bazen saçmalıyoruz insanlık adına.
ödül falan da yok ha.
madalya da vermiyorlar,
rozette takmıyorlar yakamıza.
ama biz.
saçmalıyoruz.
saçmalamak güzel, onca kötü şey arasında.
uçabilen tanıdıklarım var
sizin yok biliyorum.
benim var.
ben süper kahramanım mesela.
egoistim.
humanizme karşıyım.
ama uçamıyorum
uçabilsem söylerdim.
uçabilsem,
uçan süper kahraman olurdum
ama
uçamayan süper kahramanım.
belki
uçamayan kahraman, süper olmasa da.
belki de
sadece uçamayan.
ama yürüyebiliyorum
yağmur yağdığında
yağmura karışabiliyorum.
bu da benim özel yeteneğim.
herkes ıslanır ama yağmura karışamaz.
sana da.
ben karıştım.
sana.
şikayetçi değilim.
neyi unutmamam gerektiğini hatırladım
ama ışıklar söndürüldü
yazamıyorum.
mon amour.
sağlıcakla..
unutmamak için
neyi unutmamam gerektiğini unutmamak için;
kalem aradım
buldum
yazmak için;
kağıt gerekli.
8.15 treni
gecikti.
unuttum
insanları
bakışları
dünyayı.
selam dünyalı
ben uzayın derinliklerinden gelmedim
gri bir şehre aşık olmam insanları tanımamla çakışır,
tarihin tozsuz raflarında.
özürler diliyorum argo kullandım
argo söyledim
yahut argo yazdım
bilhassa argo konuştum
devrikleşmekte bir topluma dil bilgisi kurallarını tanıyan bir devlet lideri duygusuyla; bir eser bırakmam.
düzene karşı gelenler düzenin içinde,
belki de göbeğinde olduğunu farkettiğinde,
dünya barışı sağlanacağı kanısındayım.
çeşitli duygularım var, ruhsatlı
ne yazık ki kullanma değil, taşıma
senden, sizden nefret ediyor olabilirim
ancak
medeniyete inanıyorum.
mesela.
soğuk olsa, rüzgar olmasa
soğuk olsa, yağmur yağmasa
yaşasak ama ölmesek.
başka?!
bazen saçmalıyoruz insanlık adına.
ödül falan da yok ha.
madalya da vermiyorlar,
rozette takmıyorlar yakamıza.
ama biz.
saçmalıyoruz.
saçmalamak güzel, onca kötü şey arasında.
uçabilen tanıdıklarım var
sizin yok biliyorum.
benim var.
ben süper kahramanım mesela.
egoistim.
humanizme karşıyım.
ama uçamıyorum
uçabilsem söylerdim.
uçabilsem,
uçan süper kahraman olurdum
ama
uçamayan süper kahramanım.
belki
uçamayan kahraman, süper olmasa da.
belki de
sadece uçamayan.
ama yürüyebiliyorum
yağmur yağdığında
yağmura karışabiliyorum.
bu da benim özel yeteneğim.
herkes ıslanır ama yağmura karışamaz.
sana da.
ben karıştım.
sana.
şikayetçi değilim.
neyi unutmamam gerektiğini hatırladım
ama ışıklar söndürüldü
yazamıyorum.
mon amour.
sağlıcakla..
17 Ocak 2013 Perşembe
ölülerde yaşar
Bir çocuğu öldürdük
samsun'un orta yerinde
gömdük...
geçen.
hiçbir kadına teslim olmadım.
yenildim belki ama
teslim olmadım
acı çekmeye alıştım
zor olmadı
bazen büyük kazançlardan çok
küçük kayıpları önemsedim
vazgeçmiş gibi oldum
vazgeçemedim.
çok yenildim
belkide delirdim
şizofreni
kimsenin tanımadığı
kimsenin görmediği
bir arkadaşım olsun istedim.
hep.
hiç olmadı.
kendimle konuşmaya başladım
bazen küstük.
sonra farkettim
öyle kaybetmişim ki
bulamadım.
güvenemedim,
bırak seni,
kendime bile.
bir çocuğu öldürdük
biz öldürdük
hepimiz
sen dahil
ben eksik, değil.
biz bir çocuğu öldürdük
geçen...
gömdük.
yağmur yoktu
soğuktu.
seni tehdit ediyorum.
gözlerinin içine baka baka
yalan konuşurum.
samsun'un orta yerinde
gömdük...
geçen.
hiçbir kadına teslim olmadım.
yenildim belki ama
teslim olmadım
acı çekmeye alıştım
zor olmadı
bazen büyük kazançlardan çok
küçük kayıpları önemsedim
vazgeçmiş gibi oldum
vazgeçemedim.
çok yenildim
belkide delirdim
şizofreni
kimsenin tanımadığı
kimsenin görmediği
bir arkadaşım olsun istedim.
hep.
hiç olmadı.
kendimle konuşmaya başladım
bazen küstük.
sonra farkettim
öyle kaybetmişim ki
bulamadım.
güvenemedim,
bırak seni,
kendime bile.
bir çocuğu öldürdük
biz öldürdük
hepimiz
sen dahil
ben eksik, değil.
biz bir çocuğu öldürdük
geçen...
gömdük.
yağmur yoktu
soğuktu.
seni tehdit ediyorum.
gözlerinin içine baka baka
yalan konuşurum.
10 Ocak 2013 Perşembe
Ankara'yı sevmek
"54. çirkin ördek yavrusunu sevmektir.
deniz varmış deniz yokmuş umursamamak ve
eymir gölü'nü, gölbaşı'nı, mogan gölü'nü sevmek,
burası da bizim denizimiz diyebilmektir.
dikmen ve atatürk sitesisemtlerini atatürk'ün
ankara'ya girdiği yer diye sevmektir.
dikmen, ilker gibi yüksek yerlerde nisan ayında bile
karın yağmasına sevinmektir.
ankara'ya karı yakıştırmak ve usul usul kar
yağarken tunalı hilmi caddesi'nde yürümektir.
akşamları tunalı hilmi caddesi'nin ışıl ışıl
vitrinleriyle aydınlanmaktır.
dikmen'de kar yağıyor batıkent'te, eryaman'da
hava sıcacık diye şaşırmaktır.
eryaman'da hep öğrencilerin oturmasıdır.
birbiri ardına açılan alışveriş merkezlerinde
cehennem gibi temmuz sıcağında serinlemektir.
panora'dır, ankamall'dır, armada'dır, cepa'dır,
karum'dur, optimum'dur, atakule'dir.
ankara neden soğuktur, 06 olduğu için demektir.
eskişehir yolu'nda her sabah beytepe'ye gitmektir.
bahçelievler'de bahardır, yedinci caddede yazı
yaşamaktır.
tunalı'da, tunus'ta yağmur yağarken ıpıslak olmak
sonra da kafelerde ısınmaktır.
güvenpark'tan dolmuşa binmektir.
ağustos sonu eylül başı gibi %80'e kadar indirim
yapan mağazalardır.
park bravo'nun önünde sigara içmektir.
ykm'nin önünde buluşmaktır.
dost kitabevi'nin önünde birilerini beklemektir.
metro ve ankaray çıkışlarını tutmuş seyyar
satıcılardır.
başka şehirlere gittiğinde ankara'dan izler
bulmaktır. her şehirde mutlaka ya bir yenimahalle
ya da bahçelievler vardır.
gençlik parkı'na en az bir kere ailece gitmektir.
kuğulu park'a ilk gittiğinde kuğulardan korkmak
sonrasında çok sevmektir.
oran'da yürüyüş parkurunda sabah koşusudur.
meclis'in önünde inip tunalı'ya yürümektir.
kar yağarken zara'nın saçaklarına sığınmaktır.
üst geçitlerden üşene üşene çıkmaktır.
her üst geçidin altındaki çok amaçlı büfelerdir.
ankara ağzı'dır.
herkesbebedir, maldır, mal bebedir.
ne bahıyon la denir burda.
la kelimesi bir cümlenin öznesi, yüklemi, dolaylı
tümleçi, edatı; herşeyidir.
sonbahar'da kızılay'ı, konur sokak'ı, yüksel
caddesi'ni süsleyen sarı yapraklardır.
kasım'da yağmaya başlayan ve nisan ortasına
kadar devam eden kardır.
erzurum'la kapışacak kadar iddialı ankara ayazı'dır.
sokaklarda kavak ağaçlarıyla, polenlerle bahardır.
kırk ikindilerdir sonra, öğle ortasında bastıran
yağmurda koşa koşa karanfil'deki kitapçılara
sığınmaktır.
haziran ortasında başlayan cehennem sıcağıdır.
temmuz'da insanı ankara'dan kaçıran ve eylül
ortasına kadar da gitmeyen ankara'nın cehennem
sıcağıdır.
trafik pek tıkanmaz ama tıkandığı zaman da yine
kim geçiyor acaba diyip, arabanın camından
milletvekillerinin arabasına bakıp, içeridekinin kim
olduğunu düşünmektir.
olgunlar'ın yarı beline kadar eğilip buyrun ablacım
yardımcı olalım diyen kitapçılardır. ve olgunların
öğrenci kalabalığıdır.
ramazan'da sıcacık pideler çıkaran fırınlar ve ışıl ışıl
kocatepe camii'dir.
bütün dolmuşların ve otobüslerin hep anayollardan
geçmesi, ara sokaklarda oturanların yürümesidir.
dikmen halı saha'da maç yapmaktır.
babayla 19 mayıs stadı'na gitmektir.
devlet tiyatrolarının oyunlarına süslenip püslenip
gitmektir.
ulus'taki eski binaların önünden, yaşayan tarihin
önünden geçmektir.
tüm ankara uykudayken gözünü kırpmadan sabahı
bekleyen anıtkabir'dir.
resmi bayramlarda ilkokul çocuklarının anıtkabir'e,
pembe köşk'e, etnografya müzesi'ne gitmesidir.
odtü'dür, hacettepe'dir, beytepe'dir, gazi'dir, ankara
üniversitesi'dir, başkent'tir, atılım'dır, ufuk'tur,
çankaya'dır, bilkent'tir,tobb etu'dur.
sıhhiye köprüsünün altından kandil simidi almaktır.
çirkin ördek yavrusu'nu, gri değil rengarenk şehri
sevmektir.
(hürrem, 26.04.2009 21:00 ~ 26.05.2009 17:33)"
Itu sozluk.
deniz varmış deniz yokmuş umursamamak ve
eymir gölü'nü, gölbaşı'nı, mogan gölü'nü sevmek,
burası da bizim denizimiz diyebilmektir.
dikmen ve atatürk sitesisemtlerini atatürk'ün
ankara'ya girdiği yer diye sevmektir.
dikmen, ilker gibi yüksek yerlerde nisan ayında bile
karın yağmasına sevinmektir.
ankara'ya karı yakıştırmak ve usul usul kar
yağarken tunalı hilmi caddesi'nde yürümektir.
akşamları tunalı hilmi caddesi'nin ışıl ışıl
vitrinleriyle aydınlanmaktır.
dikmen'de kar yağıyor batıkent'te, eryaman'da
hava sıcacık diye şaşırmaktır.
eryaman'da hep öğrencilerin oturmasıdır.
birbiri ardına açılan alışveriş merkezlerinde
cehennem gibi temmuz sıcağında serinlemektir.
panora'dır, ankamall'dır, armada'dır, cepa'dır,
karum'dur, optimum'dur, atakule'dir.
ankara neden soğuktur, 06 olduğu için demektir.
eskişehir yolu'nda her sabah beytepe'ye gitmektir.
bahçelievler'de bahardır, yedinci caddede yazı
yaşamaktır.
tunalı'da, tunus'ta yağmur yağarken ıpıslak olmak
sonra da kafelerde ısınmaktır.
güvenpark'tan dolmuşa binmektir.
ağustos sonu eylül başı gibi %80'e kadar indirim
yapan mağazalardır.
park bravo'nun önünde sigara içmektir.
ykm'nin önünde buluşmaktır.
dost kitabevi'nin önünde birilerini beklemektir.
metro ve ankaray çıkışlarını tutmuş seyyar
satıcılardır.
başka şehirlere gittiğinde ankara'dan izler
bulmaktır. her şehirde mutlaka ya bir yenimahalle
ya da bahçelievler vardır.
gençlik parkı'na en az bir kere ailece gitmektir.
kuğulu park'a ilk gittiğinde kuğulardan korkmak
sonrasında çok sevmektir.
oran'da yürüyüş parkurunda sabah koşusudur.
meclis'in önünde inip tunalı'ya yürümektir.
kar yağarken zara'nın saçaklarına sığınmaktır.
üst geçitlerden üşene üşene çıkmaktır.
her üst geçidin altındaki çok amaçlı büfelerdir.
ankara ağzı'dır.
herkesbebedir, maldır, mal bebedir.
ne bahıyon la denir burda.
la kelimesi bir cümlenin öznesi, yüklemi, dolaylı
tümleçi, edatı; herşeyidir.
sonbahar'da kızılay'ı, konur sokak'ı, yüksel
caddesi'ni süsleyen sarı yapraklardır.
kasım'da yağmaya başlayan ve nisan ortasına
kadar devam eden kardır.
erzurum'la kapışacak kadar iddialı ankara ayazı'dır.
sokaklarda kavak ağaçlarıyla, polenlerle bahardır.
kırk ikindilerdir sonra, öğle ortasında bastıran
yağmurda koşa koşa karanfil'deki kitapçılara
sığınmaktır.
haziran ortasında başlayan cehennem sıcağıdır.
temmuz'da insanı ankara'dan kaçıran ve eylül
ortasına kadar da gitmeyen ankara'nın cehennem
sıcağıdır.
trafik pek tıkanmaz ama tıkandığı zaman da yine
kim geçiyor acaba diyip, arabanın camından
milletvekillerinin arabasına bakıp, içeridekinin kim
olduğunu düşünmektir.
olgunlar'ın yarı beline kadar eğilip buyrun ablacım
yardımcı olalım diyen kitapçılardır. ve olgunların
öğrenci kalabalığıdır.
ramazan'da sıcacık pideler çıkaran fırınlar ve ışıl ışıl
kocatepe camii'dir.
bütün dolmuşların ve otobüslerin hep anayollardan
geçmesi, ara sokaklarda oturanların yürümesidir.
dikmen halı saha'da maç yapmaktır.
babayla 19 mayıs stadı'na gitmektir.
devlet tiyatrolarının oyunlarına süslenip püslenip
gitmektir.
ulus'taki eski binaların önünden, yaşayan tarihin
önünden geçmektir.
tüm ankara uykudayken gözünü kırpmadan sabahı
bekleyen anıtkabir'dir.
resmi bayramlarda ilkokul çocuklarının anıtkabir'e,
pembe köşk'e, etnografya müzesi'ne gitmesidir.
odtü'dür, hacettepe'dir, beytepe'dir, gazi'dir, ankara
üniversitesi'dir, başkent'tir, atılım'dır, ufuk'tur,
çankaya'dır, bilkent'tir,tobb etu'dur.
sıhhiye köprüsünün altından kandil simidi almaktır.
çirkin ördek yavrusu'nu, gri değil rengarenk şehri
sevmektir.
(hürrem, 26.04.2009 21:00 ~ 26.05.2009 17:33)"
Itu sozluk.
8 Ocak 2013 Salı
cocuk; bır adım ılerı
Ve
Bir bulut
Bir şehri
Bir gecenın karanlığında
Üzerinde
Bembeyaz
Bir elbiseyle..
Terketti.
Bir adam
Bir kadını
Bir sokağın orta yerinde
Tam 13 yerinden
Bıcakladı.
Geriye ne kaldı
Çocukluktan
Bembeyaz
Bir yalan
Gozlerındekı yas
Kurumamıs,
Elleri kır içinde
Sokaktan donmus
Bir çocuk.
18e 5.
Çocuktan
Biraz daha uzak
Hayata biraz
Yakın.
Karanlıktan
korkar
Yalnız uyumaktan.
Oyuna alınmayan
Bir çocuk,
Buyudugunde
Dünyanın en kotu liderlerinden
biri olmak ıcın en ıyı adaydır.
Ve bır kotu lıder
Tum ıyılerı mahveder.
Bır ınsan
Kendı yanlıslarıyla mı yasamalı
Toplumun dogrularıyla mı?
Toplumun dogurdugu bır kahraman
Iyılerın tarafında mı
Kotu mu?
Kotu, kendıne gore ıyı degıl mı?
Toplum kımın umrunda
Herkes kom..
O zaman herkes esıt.
O zaman komunızme ne gerek?
Soz gelımı
Ucar
Yazı gıdısı
Kalır.
Kıs
Sogukken
Yagmur ıslak,
Battanıyenın altı
Huzurluyken.
Super kahramanlara gerek yok.
Esıtlıgede.
Bir bulut
Bir şehri
Bir gecenın karanlığında
Üzerinde
Bembeyaz
Bir elbiseyle..
Terketti.
Bir adam
Bir kadını
Bir sokağın orta yerinde
Tam 13 yerinden
Bıcakladı.
Geriye ne kaldı
Çocukluktan
Bembeyaz
Bir yalan
Gozlerındekı yas
Kurumamıs,
Elleri kır içinde
Sokaktan donmus
Bir çocuk.
18e 5.
Çocuktan
Biraz daha uzak
Hayata biraz
Yakın.
Karanlıktan
korkar
Yalnız uyumaktan.
Oyuna alınmayan
Bir çocuk,
Buyudugunde
Dünyanın en kotu liderlerinden
biri olmak ıcın en ıyı adaydır.
Ve bır kotu lıder
Tum ıyılerı mahveder.
Bır ınsan
Kendı yanlıslarıyla mı yasamalı
Toplumun dogrularıyla mı?
Toplumun dogurdugu bır kahraman
Iyılerın tarafında mı
Kotu mu?
Kotu, kendıne gore ıyı degıl mı?
Toplum kımın umrunda
Herkes kom..
O zaman herkes esıt.
O zaman komunızme ne gerek?
Soz gelımı
Ucar
Yazı gıdısı
Kalır.
Kıs
Sogukken
Yagmur ıslak,
Battanıyenın altı
Huzurluyken.
Super kahramanlara gerek yok.
Esıtlıgede.
6 Ocak 2013 Pazar
medenıyet demısken.
Karanlık
Zıfırı.
Yalan.
Koru korune
Inan.
Sev.
Medenıyet
Gereklı.
Olmesı beklenen bır cocuk.
Mezarı hazır,
Tası da.
Topragı.
Bır ınsan;
Hayatı boyunca kac kez aglar,
Kac kez guler?
Kac kez sever,
Asık olur?
Ve ınsanı hangısı ınsan yapar.
Bır ınsan;
Hayatı boyunca kac kez ölur?
Kac kez dogar?
Fahıse hıc ölmedı,
En fazla bayılmıstır.
Sevdıgımız bır fahıseydı.
Fahıselerı sevmemek gerekıyormus.
Neydı termodınamıgın 1.kanunu;
Fahıseye guvenme.
Neydı hayatın 2.kanunu;
Fahıseyı sevme.
Neyse, medenı ol bıraz
18e ha 7 ha 6.
06.
Zıfırı.
Yalan.
Koru korune
Inan.
Sev.
Medenıyet
Gereklı.
Olmesı beklenen bır cocuk.
Mezarı hazır,
Tası da.
Topragı.
Bır ınsan;
Hayatı boyunca kac kez aglar,
Kac kez guler?
Kac kez sever,
Asık olur?
Ve ınsanı hangısı ınsan yapar.
Bır ınsan;
Hayatı boyunca kac kez ölur?
Kac kez dogar?
Fahıse hıc ölmedı,
En fazla bayılmıstır.
Sevdıgımız bır fahıseydı.
Fahıselerı sevmemek gerekıyormus.
Neydı termodınamıgın 1.kanunu;
Fahıseye guvenme.
Neydı hayatın 2.kanunu;
Fahıseyı sevme.
Neyse, medenı ol bıraz
18e ha 7 ha 6.
06.
5 Ocak 2013 Cumartesi
18e 8
'Hala çocuksun, buyuyemedın gitti' dedi. Gözünden akan yasları geri itmek ıstermıscesıne basına dıkledı yarısı dolu bıra sısesını. Üçte ikisini rakıyla doldurduğu bardaga su ekledi. Bana bakıp gulumsedı içten içe.
Tek yudum...
Anlat dedi, neyı dedim. Nıye buyuyemedın dedi, nıye cocuksun hala
Çocuk değildim o zamanlar. Çocuk değildim ama üçte birini rakıyla doldurdugum bardaga su ekledım, sağlığına.
Recep hesabı istedi. Elimi cebıme attım. Cuzdanım yoktu. 85 liralık hesaba 100 lira bıraktı sankı çok parası varmış gibi. Belkı bir hafta belkı on gun bahşis bıraktığı 15 lirayı dusunurdu. 18e 8.
Kalktık, plakta neset ertas - ahırım sensın calıyordu.
Meyhanenın kapısında ayrıldık. Cuzdanımı düşünürken recep seslendı arkamdan, döndüm. Cuzdanımı uzattı, ıkı bira ıcelım mı, uzun zamandır ıcmıyoruz dedi. Sarhoş değildi. Cuzdanımı aldım, bufeden siyah poset dolusu bira alıp torosa bındık.
Baba yadıgarıydı.
Camların sadece sus, buz gibi hava. Susarak konuşabilen tek insandır kendileri. Ağlarken gulumser.
Düşüncelerin içinden 'arka kapıyı cızmıs pustun biri' cümlesi çıkardı benı. Yakalarsam anasını bacısını... İnsanlar kıymet bilmez oldu, kendilerine ait kıymetlı bir seylerı olmayınca baskalarınınkılere zarar verıyorlar. Sallandırıcaksın bir tanesını görecek...
Her Türk gibiydi düşünceleri, öldürmek ya da ölmek neye çözüm olmus hiçbir zaman ogrenemeyecek ınsan oğlu, ta kı bir bilim ınsanı bir ölüyü konusturana kadar.
Nereye dedim, gidiyoruz dedi. Nereye dedim, gidiyoruz ıste dedi. Tamam dedim.
Gittik.
Gıtmeseydık keske.
En kıymetlısını kaybetti kendisiyle birlikte.
Tek yudum...
Anlat dedi, neyı dedim. Nıye buyuyemedın dedi, nıye cocuksun hala
Çocuk değildim o zamanlar. Çocuk değildim ama üçte birini rakıyla doldurdugum bardaga su ekledım, sağlığına.
Recep hesabı istedi. Elimi cebıme attım. Cuzdanım yoktu. 85 liralık hesaba 100 lira bıraktı sankı çok parası varmış gibi. Belkı bir hafta belkı on gun bahşis bıraktığı 15 lirayı dusunurdu. 18e 8.
Kalktık, plakta neset ertas - ahırım sensın calıyordu.
Meyhanenın kapısında ayrıldık. Cuzdanımı düşünürken recep seslendı arkamdan, döndüm. Cuzdanımı uzattı, ıkı bira ıcelım mı, uzun zamandır ıcmıyoruz dedi. Sarhoş değildi. Cuzdanımı aldım, bufeden siyah poset dolusu bira alıp torosa bındık.
Baba yadıgarıydı.
Camların sadece sus, buz gibi hava. Susarak konuşabilen tek insandır kendileri. Ağlarken gulumser.
Düşüncelerin içinden 'arka kapıyı cızmıs pustun biri' cümlesi çıkardı benı. Yakalarsam anasını bacısını... İnsanlar kıymet bilmez oldu, kendilerine ait kıymetlı bir seylerı olmayınca baskalarınınkılere zarar verıyorlar. Sallandırıcaksın bir tanesını görecek...
Her Türk gibiydi düşünceleri, öldürmek ya da ölmek neye çözüm olmus hiçbir zaman ogrenemeyecek ınsan oğlu, ta kı bir bilim ınsanı bir ölüyü konusturana kadar.
Nereye dedim, gidiyoruz dedi. Nereye dedim, gidiyoruz ıste dedi. Tamam dedim.
Gittik.
Gıtmeseydık keske.
En kıymetlısını kaybetti kendisiyle birlikte.
4 Ocak 2013 Cuma
fahıs fıyata fahıse
Kok aynı
Koken aynı..
Peltek sevgılerle,
Elıt ınsanlar.
Nasıl baslanır demek bıle bır baslangıc.
Kahraman kadın degıl, fahıse.
Ve sergılenen oyun
Oscar'a aday.
Fahıs,
Fıyat.
Fahıse,
Karakter.
18e 9.
Hayata 0
Mutluluga teget
Olume ramak.
Sahne 1
Mekan; sokak.
Fahıse bagırdı adama fahıs fahıs
Adam durdu
Ogrenememıstı onca yıl.
Adam nıkotını atesledı.
Etrafına baktı;
Kendısı gıbı.
Dunyanın en gerızekalısı gıbı.
Haklıydı.
Hayat 6 sanıyelık bır ruya
Kabus.
Belkı adam ıcın bu bır onsezı
Ama yazılı olmayan kanun;
"Fahıselere asla guvenılmez..."
Koken aynı..
Peltek sevgılerle,
Elıt ınsanlar.
Nasıl baslanır demek bıle bır baslangıc.
Kahraman kadın degıl, fahıse.
Ve sergılenen oyun
Oscar'a aday.
Fahıs,
Fıyat.
Fahıse,
Karakter.
18e 9.
Hayata 0
Mutluluga teget
Olume ramak.
Sahne 1
Mekan; sokak.
Fahıse bagırdı adama fahıs fahıs
Adam durdu
Ogrenememıstı onca yıl.
Adam nıkotını atesledı.
Etrafına baktı;
Kendısı gıbı.
Dunyanın en gerızekalısı gıbı.
Haklıydı.
Hayat 6 sanıyelık bır ruya
Kabus.
Belkı adam ıcın bu bır onsezı
Ama yazılı olmayan kanun;
"Fahıselere asla guvenılmez..."
2 Ocak 2013 Çarşamba
18e 12
Hayallerınle
Dudak dudaga
18e
12
Ankaraya
Az
Iyı hayatlar
Yarınlar mutlu.
Ve geceler ıyı.
Cevaplar dogru.
Dudak dudaga
18e
12
Ankaraya
Az
Iyı hayatlar
Yarınlar mutlu.
Ve geceler ıyı.
Cevaplar dogru.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)