26 Mayıs 2014 Pazartesi

Rutubet.

Çok küçüktüm.
İki odası olan ve sobalı bir evde yaşıyorduk. Ev denemezdi,  kırık dökük duvarlar, rutubet.. o koku hala burnumda. Mutfak odalardan birinde, yani salondaydı. Annem ve babam orada, ben ve kardeşim diğer odada yatardık. Bazı geceler tahta kurularının seslerinden uyuyamazdım. Gece oldu mu farelerin tıkırtıları duyulurdu. Kız kardeşim korkar, bana sarılıp yatardı. Kışın çok üşürdük. Ev ısınmazdı. Soba salonda olduğu için yattığımız odanın kapısı hep açık bırakılırdı. Annem ve babam çöpten plastik, karton toplar ben de ayakkabı boyardım. Annem ve babam yaşadıkları şehirden kaçıp evlenmiş ve koca bir şehir onları     yutmuş.. Mahalleli bizi sevmez, yüzümüze bakmaz dalga geçerdi.

Bakkalın oğlu Ahmet.. benimle aynı yaştaydı, okula giderdi en çok ona özenirdim. Bir gün ben eve dönerken ' baban bizim çöpleri karıştırsın, akşam yemeğiniz çıkar' diye alay etti. Defalarca vurdum, yere düştü.  Sonra eve kaçtım. Bir iki saat sonra evimizin önüne gelip cama taş fırlattı, cam kırıldı. Kırılan camı değiştirmeye, yenisini taktırmaya paramız olmadığı için babam gazete kağıdıyla kapattı kırık yeri. Zaten soğuk olan hayat, geceleri artık buz kesiyordu.

O gece.. Rüzgarlıydı... soğuktu.. kız kardeşime sarılmış zorda olsa uyumasını sağlamıştım. Daha sonra da ben uyuyakalmışım.

Sabah uyandığımda kardeşim hala uyuyordu. Odanın kapısı her zamankinin aksine kapalıydı. Yataktan kalkıp kardeşimin üstünü örttüm. Kapıyı açtığımda odadaki dumanı farkettim. Anlayamadım. Annemi uyandırmaya çalıştım, uyanmadı.. babam.. uyanmadı. Bağırdım, sesimin çıktığı kadar.. uyanmadılar. Sesime gelen komşular kardeşim ve beni evden çıkardı. Ambulans, polis dakikalar içinde evin önündeydi. Polislerden bir tanesi bir şeyler sordu, olanları anlattım, normalde kapı hep açık olurdu dedim. Etrafta konuşanların söylediğine göre annem ve babam sobadan zehirlenmiş. Kardeşim ve beni hiç yakınımız olmadığı için çocuk esirgeme kurumuna götürdüler. Kardeşimle orada ayrıldık. Onu bir daha göremedim.

Orada geçirdiğim yıllarda bir cok şey yaşadım. Bir çok şey.  Ve dayanamayıp kaçtım. Annem ve babamı, yaşadığımız hayatı hiç unutmadım, her gece, her kış, her soğuk gün. Kaçtıktan sonra sokaklarda yaşadım, her an ölüyor ama sürekli yaşamaya devam ediyordum..
Bunun tek sorumlusu vardı. Tüm yaşadıklarımın. Ahmet.
Onun kırdığı camdan giren rüzgar o gece kapının kapanmasını sağlamıştı.
Annem öldü, babam öldü, kardeşimden ayrıldım.
Yüzlerce kez ölmeme rağmen o gece ölemedim. Ahmet camı kırmasa, ailemiz hiç dağılmazdı.
Bazen ölmek daha değerlidir, baska söyleyeceğim bir şey yok.
                           
-Yaz kızım, Ahmet A. cinayetinin zanlısı...

5 Mayıs 2014 Pazartesi

AKAD - 1

Sustu bir çocuk.
Suçlu, ağlak, yaşlı gözlerini ayak uçlarına dikti. Başını eğdi.
Yağmur yağıyordu.( her zaman yağar)

Odasına koştu babasının sözleri bittiğinde, kapıyı sertçe kapatıp arkadan kilitleyecek yaşa gelmediğinin farkındaydı. Kendini yatağa atıp, kaz tüyü yastığa gömdü kafasını. Uyurken zaman çabuk geçer, biliyordu.

Ve kapattı, her gece aynı düşüncelerle uykuya dalan adam gözlerini. Her sabah olduğu gibi bir sonraki sabahta aynı yokluğu aynı duygusuzluğu en ağır duygularla yaşayacağının ayrımındaydı.

Gece beş olduğunda alarm çalardı bilinçaltında, zihninin eskimiş duvarlarında yankılanırdı.

Beş önemli bir sayıdır. Buna inanırdı. "Her şey daha kötü olacak zamanla" yazmıştı bir dizeye. Her şey daha umutsuz.

Onun adı Akad. Benim yeni kahramanım.
Şinasi gibi. Ama apayrı.
Gerçekliği olmayan insanlarla değil, bilinçaltının silemediği insanlarla yaşamına devam ediyor.

"Gerçekleri unutmaya gücüm yetmiyor" diyordu bir yazısında.
Sabah olduğunda, rüyaya uyandığını ve gerçek hayatın uykuda devam ettiğini söylüyor.
"Rüyalarımda bir yazarım ve siz benim rüyalarımda yaşayan kölelersiniz" diyordu.

Akad. Benim kahramanım.

Saat beşte rüyasına uyanıyor.
Pencereden dışarı bakıyor.
Nefesi kesiliyor.
Telefona gidiyor eli, doktorunu arıyor, saat onun için öğlen.
Doktoru uykulu, alo diyor.

"O gece yağmur yağmıyordu"
"Anlamadım Akad Bey" karşılığını veriyor doktor.
"Kar yağıyordu. Kırmızı kar imkansız değil" diyor Akad. "Hatırlıyorum"

...