Sustu bir çocuk.
Suçlu, ağlak, yaşlı gözlerini ayak uçlarına dikti. Başını eğdi.
Yağmur yağıyordu.( her zaman yağar)
Odasına koştu babasının sözleri bittiğinde, kapıyı sertçe kapatıp arkadan kilitleyecek yaşa gelmediğinin farkındaydı. Kendini yatağa atıp, kaz tüyü yastığa gömdü kafasını. Uyurken zaman çabuk geçer, biliyordu.
Ve kapattı, her gece aynı düşüncelerle uykuya dalan adam gözlerini. Her sabah olduğu gibi bir sonraki sabahta aynı yokluğu aynı duygusuzluğu en ağır duygularla yaşayacağının ayrımındaydı.
Gece beş olduğunda alarm çalardı bilinçaltında, zihninin eskimiş duvarlarında yankılanırdı.
Beş önemli bir sayıdır. Buna inanırdı. "Her şey daha kötü olacak zamanla" yazmıştı bir dizeye. Her şey daha umutsuz.
Onun adı Akad. Benim yeni kahramanım.
Şinasi gibi. Ama apayrı.
Gerçekliği olmayan insanlarla değil, bilinçaltının silemediği insanlarla yaşamına devam ediyor.
"Gerçekleri unutmaya gücüm yetmiyor" diyordu bir yazısında.
Sabah olduğunda, rüyaya uyandığını ve gerçek hayatın uykuda devam ettiğini söylüyor.
"Rüyalarımda bir yazarım ve siz benim rüyalarımda yaşayan kölelersiniz" diyordu.
Akad. Benim kahramanım.
Saat beşte rüyasına uyanıyor.
Pencereden dışarı bakıyor.
Nefesi kesiliyor.
Telefona gidiyor eli, doktorunu arıyor, saat onun için öğlen.
Doktoru uykulu, alo diyor.
"O gece yağmur yağmıyordu"
"Anlamadım Akad Bey" karşılığını veriyor doktor.
"Kar yağıyordu. Kırmızı kar imkansız değil" diyor Akad. "Hatırlıyorum"
...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder