1 Eylül 2013 Pazar

Yanlızlık çok yanlış.

İnsanları ayıran bölümler, insanları birbirinden ayırıyor.
Merhaba sayın okur
karşınızdayız.
Biz, bir kitabın ayrı sayfalarında kendine yer bulmuş birer kelimeden öte değiliz.
Bu bahsi geçen kitabı biz yazmadık, biz bulmadık, okumadık.
Hatta sen hangi sayfada kayboldun onu dahi bilmiyoruz.
Eğer buradaysan bizi buldun.

Kendi derinliklerinde kitapları yakan bir ütopyada yanan bir kitabın kahramanı olmayı kim ister?
Biz istemeyiz, sen de.
Kitapları yaksalar, alev topu kitaplardan bir kaçını okumaya çalışırız.

Başlıyoruz, tekrar hoş geldiniz.

Şimdi sonsuzluğa gitmek ister misiniz?
Kitabın arka yüzünü çevirin ve parmak izinizi bırakın.
İşte.
Artık sonsuzsunuz.
Ve altına da imza atın.

'Bir gün ben de öleceğim, tıpkı senin gibi ey okur'

Sonsuz demişken..
Sonsuzu tarif etmek zor mudur?
Ben bir şeyi istiyor ve ona ulaşamıyorsam, aramızdaki mesafe sonsuzdur.
Siz sayın okur, bizden sonsuza bir bilet kazandınız.
Şimdi..
Gelin.
Sizi sırtımızda taşıyacağız. Ne de olsa siz yoksunuz.
Yoksunuz..
Doğru anladınız.
Yıllardır aynada gördüğünüzü  kendiniz sanıyorken gerçekte yoksunuz.
Ayna yok
Siz yoksunuz efendim, şurada iki laf çeviriyoruz, kabul ediverin.
Size bir sır.
Aslında biz varız.
Sizden uzakta ama size çok yakın.
Hep içinizdeyiz, melek ve şeytan.
Sol tarafın ağır basıyorsa yanlış yoldasınız demektir.
Hangimiz doğru yoldayız ki?
Ya da hangimiz yola çıkabilecek kadar cesaretli?
Hangimiz hayallerine karada kulaç atacak kadar çılgın,
havada yürüyecek kadar deli?

Ben uçmuştum geçenlerde.
Nereye olduğuna takılmayın.
Mühim olan sadet değil mi?
Saadet de olabilir.
Bilmiyorum.
Sizce?
Uçuyor olmak mı, nereye uçtuğumuz mu?

Uçmak..
Yerin dibine, katman katman.
Kaç katman vardı sahi, alta yada üste doğru ne farkeder?
Bir kitapta okumuştum,
insanlar uçamaz diyordu.
Ne garip, gaipten gelen sesler kadar garip.

Kitaplara inanarak, yalan söylemeye inanıyoruz velhasıl.
Hep burnumuz içeri kıvrılıyor
Vav gibi kıvrılıyoruz.
Elif olup..
..Doğrulsak ya?

Söylediği yalan bile dik olmalı insanın, başı dik, aklı hür.
Dik kafalıyız biz, ne derler bilirsiniz,
puslu sokakların atarlı çocukları.

Konu açılmışken
Cenin mi daha rahattır halinden,
Sıcak yaz gününü morgda serinleyerek geçiren ölü bir beden mi?

Hep sorduğunuz soruları toparlayıp yazın,
kendinize.
Hep sorduğumuz soruların cevaplarını bildiğinizi ve cevaplardan kaçtığınızı farkedin.
Saçmalayın.
Kaçmak kovalamak anlamına gelmiyor artık.
Kaçmak, kamk anlamına geliyor.
Yalnız..
Yanlızlık çok yanlış.
Bilin.

Aklıma bir şey takıldı.
Beyin kıvrımlarımın arasına.
Benim aklım orada,
elimde kürdan olsa çıkarırdım.
Çıkaracak olsam söylemezdim, söyleseydim..
..yalan söylerdim.
İki kelimemden biri yalan,
ama insanlar bana inanıyor.
Kendimi kapotak gibi hissediyorum.
Tanrım Kaan Çaydamlı'ya sıhhatli ömürler versin.

Şu sıralar, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlarına tutunarak
ve
her hangi bir çölün(gerçekten hangisi olduğu fark etmez) sıcak kumlarında tatil yapmak için yarışan
kar tanelerinden yine her hangi birinin ahmaklığıyla eş değer yaşıyorum.
Ya siz?
Lanet olası siz?
Okumuyorsunuz bile.
Siz yaşamıyorsunuz sayın sevgili okur..

Sayın sevgili okur, yaşamıyor olmanız sadece ve sadece yaşamıyor olduğunuz anlamına gelir.
Başka anlamlarda kaybolmayın.
Bir adamda kaybolun, bir kadında.
Yok olun, yeniden var olun.
Siz zaten yoksunuz ki?
Saçmalıyorum.

Siz yoksunuz, yokluğunuz ile var oluyoruz.
Tütün kolonyası ile parlattığımız saçlarımız,
muhabbet kuşundan muhabbet olmamız,
hayatın tam ortasında şişko bir adamla aynı koltuğu paylaşmamız bizi var eder.
Biz varız.
Yarın kadar...
Biz varız ve size kötülük ediyoruz.
Fark eder mi?
Eder elbette.
Hiçlik, bir bilinç gerektirir.

Bayım, siz neden yoktunuz?
Ya da bayan, eminim ki karşılaşmamış olmamızdan ötürü öpüşmedik.

Her hikayenin kahramanı var.
Bu bir hikaye değil.
Ama bizim kahramanlarımız sizlersiniz.
Bir kahraman neler yapar?
İyi dinleyin, sıralanan maddeler bittiğinde, çocuklarınızı pistten derhal çekin.

1- Kahve için.
2- Kıçınıza tekme atın.
3- 2.maddeyi başaramayacağınızı unutmayın ama çevredekilere çaktırmayın.
4- İlk maddenin artıklarını toplayın.
5- Müzik dendiğinde Neşet  Babayı saygıyla anın.
6- 5.maddedeki engin insanı tanımıyorsanız, kendinizden utanın.
7- Şiir dendiğinde 'Göğe Bakın' 

Şimdi sayın okur, her alışkanlığını unut.
Alışkanlıklar unutulur.
Kelime oyunlarından haz etmediğim ise tamamen Sadri Alışık uydurması...

Sağlıcakla....

---

Bu yazıyı yazarken yanımda bulunan, bana ortak olan ve bu yazının %99 hisse ile sahibi olan değerli insan;
Elif Teksoy'a sonsuz teşekkürler..

Kısa bir anlatım ile;

Konuk yazar: Elif Teksoy

http://kaybedenlerkulububurasi.blogspot.com/